3 Aralık 2011 Cumartesi

Şunu gördüm hayatta,  
karar veren konumundaysan özellikle
herkesin aynı anda çok mutlu olmasını
sağlayamıyorsun. 

Hatta zaman zaman birinin mutlu olacağını sanarak 
bişey yaptığında üzerine saldırarak bile gelinebiliyor.
İstersen o kişinin arkasından onun hakkını savunmak için
çırpınmış ol  karşındaki kurban rolünü oynamayı seçmiş, 
haksızlığa uğradım ben diye çığlık atıyor.
Çünkü gördüm ki ne olursan ol, nasıl yaparsan yap,
karşındakinin algısı kadarsın sonuçta.
O seni nasıl görmek istiyorsa...

Bugüne kadar geldiğim yol bana şunu öğretti,
herkesi aynı anda mutlu etmek için hiçbir şey yapmıyor olman lazım 
ki bu da birilerini en başta da seni mutlu etmiyor.

Bildiğin, hakkaniyetli doğrularla devam etmeli o zaman.
Yapılacak şey bu kadar...

2 Aralık 2011 Cuma

Gidenin ardından...

Az önce bir cenazeden geldik. 
Bir arkadaşın babasının cenazesinden. 
Şöyle baktım bir karşıdan cenaze sahiplerine,
iki kız kardeş ve anne.
Üçü omuz veriyorlar birbirlerine.
Aldı götürdü beni tarihin sayfalarına.
Babamı kaybettiğimiz döneme.
İki kız, bir anne...
Ne sahipsiz görünüyor insan babasız. 
Güçlü duruyorsun, zayıf değilsin...
Ama baba yokken pek bi' incinebilir gözüküyor insan, 
hele de uzaktan bakınca.

Annesi yalnız, kızlar kahramansız.
Bir süre sonra alışacaklar.
Ama o temel parça eksik kalacak. 

Usulca yürüdük, toprağa verildikten sonra
ailenin arkasından.
En son çıkmaya yakın, arkadan birinin 
"iyi insandı" dediğini duydum.
Ki babamın cenazesinde de herkesten aldığım enerji buydu,
budur dedim işte
insanı 'hayat boş' diye geldiği mezarlıktan 
'yaşamaya değer' diye çıkartacak neden!

29 Kasım 2011 Salı

Aloooo kime diyorum?

Her daim ellerinde bu meret. 
Oyun biter, mail okunur, BBM biter Whatsup atılır,
oradan çıkılır facebook'a yorum yapılır, daha da yetmez boş boş bakılır.
Çevremde hangi adama baksam elinde bir akıllı telefon, içine düşmüş durumda.
Sanki ellerine yapışık. Geçen gün baktım bizimki bir elinde telefon, bir elinde çatal
hem yiyor, hem parmakla ekranı aşağı doğru kaydırıyor.
Yahu insan şaşırır, çatal diye ağzına götürür ama yok yok, antrenmanlı bunlar...

Hayatı kaçırıyorlar bi yandan farkındalar mı acaba? 
Geçen gün tiyatroda telefona bakarken, 
(evet ne ayıp di mi, tiyatroda telefon açık )
sahnede oyuncu koşarak kulise geçerken perde aşağı indi.
Ufaklıkla ben gülmekten yıkıldık, ama tabii bizimkinin haberi yok.
Ekrana baktığından.
Bi de fotoğrafını çektim. Telefona baktığı da belli değil, uyuyor gibi gözüküyor.
 
-Baba, sen uyuduğun için göremedin dedi ya ufaklık, 
bilmiyorum anlatabildik mi? 

Hangi akıllı bıdıkla uğraşırlarsa uğraşsınlar o dert değil de,
biz o sırada neyle meşgulüz, neyle cebelleşiyoruz o dert işte...

Elinde telefon , "Hadi giyinelim mi kızım? " dediğinde hadi gidiyorum ben babacım gidip de hemen giyineyim bari diyen bir çocuk henüz görmedim ben , ya siz?


 


24 Kasım 2011 Perşembe

Bu kadar mı oldum yahu?

Sabah kocaya seslenip, gözüme ilişen başlığı söyledim.
Ali Taran'ın eski eşi ölmüş.
Adam, döndü: "Biliyorum akşam öğrendim de, sen uyuklarken söylemedim,
uyanır, tweet atmaya kalkarsın diye..." dedi.

Sosyal medya kuşu mu oldum iyice acep?

Dinlemekten hiç şikayet etmeyen bi kuş bulmuşum, vıdı vıdı başını yiyorum işte,
daha ne istiyosun kocacım?

Önce insanım, sonra reklamcı

İlk gördüğümde gözlerime inanamadım. 
Fonda Demet Akalın, ekranda kadın görünümlü bebekler
Bebek'te üç beş tur atarım diye popo sallıyorlar. 

Tahmin ediyorum, acans da, yaratıcıları da fikri bulduklarında 
oooh be deyip arkalarına yaslanmışlardır. 
Demet'in şarkısını da gömelim fona bundan iyisi Şam'da kayısı.

Yok anacım, o kadar da değil. 
Zaten çocuklu reklam çekimleri yeterince eziyetli ve yüreğimi eziyor.
Bi' de içeriğiyle, sapığa manyağa göz ziyafeti olmasın çocuklarımız.


Olmamış, hiç olmamış!